HİZMET HAREKETİ’Nİ YENİDEN HEDEF ALAN GERÇEKLİKTEN UZAK SÖYLEMLER VE ON YILDIR SÜREN HUKUKSUZLUKLAR ÜZERİNE ZARURİ BİR AÇIKLAMA

13 Temmuz 2026– 15 Temmuz 2016 olaylarının üzerinden on yıl geçmesine rağmen, yaşananların tüm yönleriyle bağımsız ve tarafsız biçimde ortaya çıkarılmasını sağlayacak etkili bir süreç iktidar tarafından işletilmemiş; buna karşılık milyonlarca insanı etkileyen kitlesel hak ihlalleri artarak devam etmiştir.
Bu süreçte siyasetin etkisi altında yürütülen yargılamalar ve kolektif cezalandırma anlayışı, hukukun üstünlüğünü tesis etmek yerine resmî anlatıyı pekiştiren bir araca dönüşmüştür. Özellikle son günlerde, Türkiye’de bazı siyasi aktörler ve medya organları tarafından Hizmet Hareketi’ni ve gönüllülerini yeniden hedef alan, temelsiz ve gerçeklikten uzak söylemlerin arttığı görülmektedir. Toplumsal kutuplaşmayı derinleştiren, toplumun farklı kesimleri arasında korku, öfke ve düşmanlığı körükleyen bu söylemler; yalnızca geçmişte yaşanan hukuksuzlukları meşrulaştırma çabasının bir parçası olmakla kalmayıp, aynı zamanda yeni hak ihlallerine de zemin hazırlamaktadır.
Hizmet Hareketi, barış içinde birlikte yaşama ve insanlığa hizmet etme ortak ideali doğrultusunda eğitim, diyalog ve insani yardım faaliyetlerini önceleyen; gönüllülüğü esas alan; dinî, sosyal ve kültürel çeşitliliği kucaklayan; ilhamını İslamî ve evrensel insani değerlerden alan bir sivil toplum hareketidir. Hareketin temel duruşu; insan onuruna saygı, hukukun üstünlüğü, şeffaflık, hesap verebilirlik, demokratik katılım ve evrensel insan hakları ilkelerine dayanmaktadır. Hizmet Hareketi, kendisine yöneltilen kurgusal ithamları reddetmekte, bu ithamlar üzerine inşa edilen nefret söylemini ve bunlara dayalı insan hakları ihlallerini şiddetle kınamaktadır.
Hizmet Hareketi hiçbir siyasi partinin, iktidar mücadelesinin veya günlük siyasi hesaplaşmaların tarafı ya da aracı değildir. Siyasi aktörlerin rakiplerini yıpratmak veya erimekte olan toplumsal desteklerini konsolide etmek amacıyla Hizmet gönüllülerini suçlama ve itibarsızlaştırma aracı olarak kullanması; hukuk, demokrasi ve insani değerlerle bağdaşmamaktadır. İnsanların varsayılan aidiyetleri üzerinden hedef gösterilmesi, evrensel hukuk ilkelerine ve Türkiye’nin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırıdır.
Bu on yıllık süreçte devlet organları eliyle yürütülen ağır baskılara, işkenceye, kitlesel ihraçlara, haksız tutuklamalara, mal varlıklarına el konulmasına, çalışma hakkından mahrum bırakılmaya, seyahat özgürlüğünün engellenmesine, aile bütünlüğünü parçalayan uygulamalara ve sivil ölüm politikalarına rağmen Hizmet Hareketi’nin temel değerlerini benimseyen gönüllüler, barışçıl ve hukuk çerçevesindeki duruşlarından asla taviz vermemiş, meşru zemindeki onurlu duruşlarını kararlılıkla muhafaza etmişlerdir.
Bu süreçte KHK’larla binlerce insan görevlerinden ihraç edilmiş, haksız yere anne veya baba, kimi zaman her ikisi birden hapse atılmış ve geride masum çocuklar bırakılmıştır. Bu mağdur ailelerle dayanışma içinde olmak, onların temel ihtiyaçlarının karşılanmasına katkıda bulunmak suç değil; aksine insani, ahlaki ve vicdani bir sorumluluktur. Bu tür dayanışma faaliyetlerinin suç sayılması, toplumun merhamet duygusunu zedelemekte ve toplumsal barışı tahrip etmektedir. Bir rejimin, bizzat sebep olduğu mağduriyetlere karşı gösterilen insani dayanışmayı dahi suç sayması ve belirli bir topluluğu sistematik biçimde ortadan kaldırmaya yönelik politikalar izlemesi, insanlığa karşı suçlar kapsamında değerlendirilmelidir.
Masumiyet karinesi, suçun şahsiliği ilkesi, suç isnadının somut delillere dayanması, bağımsız ve tarafsız yargı, adil yargılanma hakkı ve insan onuruna saygı demokratik bir hukuk devletinin vazgeçilmez ilkeleridir. Sözde güvenlik kaygıları hukukun askıya alınmasının gerekçesi olamaz. Gerçek güvenlik, toplumu korku ve kutuplaşma üzerinden yönetmekle değil, adaletin, hukukun ve toplumsal güvenin tesis edilmesiyle sağlanabilir.
Bir kez daha belirtmek isteriz ki aradan on yıl geçmiş olmasına rağmen, 15 Temmuz olaylarının bağımsız ve tarafsız biçimde araştırılmasını sağlayacak etkili bir mekanizma iktidar tarafından oluşturulmamıştır. Bu süreçte siyasetin etkisi altında yürütülen ceza yargılamaları zulmü artıran bir araç olarak kullanılmaya devam etmiştir. Bu durum aynı zamanda başta Hizmet gönüllüleri olmak üzere toplumun farklı kesimlerine yönelik hak ihlallerinin, toplumsal kutuplaşmanın, toplu cezalandırma pratiğinin ve demokratik hukuk devleti anlayışının temelden yıkılmasının yolunu açmıştır.
Türkiye’nin öncelikli ihtiyacı, hukukun üstünlüğünün yeniden tesis edilmesi, yaşanan mağduriyetlerin giderilmesi, toplumsal uzlaşının sağlanması ve kalıcı barışın inşa edilmesidir. Bu vesileyle siyasetçileri, medya kuruluşlarını, kamu otoritelerini, kanaat önderlerini ve tüm kamuoyunu, kolektif suçlama, hedef gösterme ve nefret diline karşı sorumlu davranmaya ve ortak tavır almaya davet ediyoruz.
Hizmet gönüllülerinin maruz kaldığı hukuksuzlukların ve mağduriyetlerin giderilmesine yönelik hukuk mücadelesi, başta Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi olmak üzere uluslararası insan hakları hukukunun güvence altına aldığı temel hak ve özgürlükler çerçevesinde, meşru ve evrensel değerlere dayalı olarak sürdürülmeye devam edecektir.
Nitekim geçen süreçte yaşanan kitlesel hak ihlalleri, Birleşmiş Milletler insan hakları mekanizmalarına ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşınmış; bu merciler binlerce kişinin dosyasında ağır hak ihlallerinin bulunduğunu tespit etmiştir. Ayrıca hükümetin bazı uygulamalarının insanlığa karşı suç teşkil edebileceğine ilişkin tespit ve değerlendirmeler Birleşmiş Milletler’in ilgili mekanizmaları tarafından da ortaya konulmuştur. Bu karar ve tespitlerin gereğinin yerine getirilmesi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin uluslararası hukuk bakımından sorumluluğunun bir gereğidir.
Yaşanan bütün bu hak ihlallerine rağmen, Hizmet gönüllüleri geçmişte olduğu gibi bugün de provokasyonlara kapılmadan temel değerlerinin rehberliğinde insanlığa hizmet etmeye devam edecektir.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

Açıklamayı PDF olarak indirin.

STATEMENTS / PRESS RELEASES